8 Aralık 2013 - 17:55
Türkiye'nin Orta Doğu politikası iflas etti

Türk dış siyaseti kelimenin tam anlamıyla iflası yaşıyor. Kullanmaktan çok hoşlandıkları bölge liderliği, BOP Eşbaşkanlığı etiketli postu delik deşik edildi.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Orta Doğu politikasını yakında takip eden gazeteci Ferhat Aktaş, Fars Haber Ajansına Suriye’deki gelişmeleri değerlendirdi. Suriye’de faaliyet gösteren örgütlerle ilgili önemli açıklamalarda bulunan başarılı gazeteci Ferhat Aktaş, Suriye'ye El Nusra, İŞİD, Tevhid Tugayı, İslam Cephesi, Muhacir ve Ensar Ordusu saflarında binden fazla aktif Türk vatandaşı militanın varlığından bahsetti. Suriye'de her geçen gün hareket alanları daralan ve daha düne kadar kendilerine alenen destek veren komşu devletlerin ajandalarını gözden geçirmek durumda kaldığı El Kaide hücreleri 'yalıtılmışlık, aldatılmışlık' psikolojisiyle intikam eylemlerini Türkiye başta olmak kaydıyla Suriye'ye komşu devletlerin topraklarında gerçekleştirebilir iddiasında bulundu.

İŞTE GAZETECİ FERHAT AKTAŞ İLE YAPTIĞIMIZ RÖPORTAJ:

S- İki yılı aşkın süredir iç çatışmaların yaşandığı Suriye ’de El Kaide bağlantılı çok sayıda radikal İslami silahlı grubun bulunduğu ortaya çıktı. Bunun için neler düşünüyorsunuz?

C- Suriye'de yaşanan çatışmalı süreci ülkenin kendi iç çelişkilerinin patlamalı açığa çıkması şeklinde tanımlayamayız. Kitlelerin demokratik haklar konusunda gösterdiği hassasiyeti akılda tutarak uluslararası aktörlerin tarafı olduğu vekâlet savaşının bu haklı istem ve talepleri bir 'karşı-devrim', mevcut Hükümete darbe zemine çevirmek istediğini açıklıkla vurgulamalıyız. Başkan Esad'ın başlattığı reform hareketi tam da kitlelerin istem ve taleplerini karşılayan muhtevasıyla ülke de demokratikleşme sorunsalına kalıcı çözümler üretme parametresi taşıyorken bir yol kesme operasyonu olarak iki buçuk yıl önce Suriye halkının kendisine karşı kanlı savaş dayatması devreye girdi. Suriye'ye anti-emperyalist duruşun, bölgeye bir hançer gibi saplanan siyonizme geçit vermeyen kararlılığının bedeli ödetilmek istendi. Başkan Esad'ın şahsında tüm bölge halkları hedef alındı diyebiliriz. Emperyal saldırganlık ile bölgesel direniş ekseni ( Suriye, İran, Hizbullah Hareketi ve halkçı dinamikler) kıyasıya süren savaşta karşı karşıya geldi. Büyük acılar yaşandı/ yaşanıyor lakin direnen Suriye ve dostları emperyal saldırganlığı, adına genişletilmiş BOP dedikleri projeyi yenilgiye uğrattı. Eğer Suriye kaybetseydi hepimiz kaybetmiş olacaktık. İştahı kabaran emperyalistler savaş karargâhlarında masalarının üzerinde duran 'belirleyici savaş' kartını devreye sokacak, İran İslam Cumhuriyetine dönük operasyonal yönelime hız kazandıracaktı. Neyse ki beklenen olmadı. Mutlak iktidar değişimi konseptinden siyasi çözüme evirilmeleri kaybettiklerinin ilanıdır.

Hemen bu nokta da Arap monarşik rejimlerinin utanç verici, işbirlikçi pozisyonlarına dikkat çekmeliyiz. Batı emperyalizminin ve İsrail Siyonizminin hizmetine sunulan rolleri bölgesel açmazı derinleştiren işlev görüyor. Vahhabi sapkınlığın politik kanalı Selefilik vurucu paramiliter güç kisvesiyle sahaya sürüldü. Selefi Tekfiri çeteler 'mezhebi' fitneyi empoze ederek akıl almaz vahşete imza atmaya başladı. Malum CİAdist çeteler kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünmeyen inanç formasyonu ve toplumsal kesimleri 'yok edilmesi gereken düşman' olarak kategorize ederek kalp yiyen yamyamlıkla anılan pratik icraatlarına yoğunluk verdi. Bunların hamileri Arap monarşik rejimleridir.

İşgal ve talan amaçlı projelerin uygulanabilmesi doğrultusunda her türlü kirli yönelimin müsebbibi Arap monarşik iktidar aygıtları bölge de Suriye ve İran'ın varlığını kendi yok olma gerekçelerine eşitlemiş durumdadır. Arap monarşisi ABD, AB ve İsrail'le gizli-açık antlaşmalar yaparak, kendilerine biçilen role uygun konumlanarak bölgeyi emperyalistler ve siyonistler için 'dikensiz gül bahçesine' çevirmenin hesaplarını yapmakta/yapıyor. Bölge de emperyal yayılmacılığın öncelikli gayesi Suriye ve İran devletlerinin stratejik dostluk ilişkisi çerçevesinde ördükleri direniş eksenini kırmak bu yolla da enerji kaynakları ile Asya'ya açılan koridorunun denetimini ele geçirmektir. Anti-emperyalist, anti-siyonist damarı kurutacak hangi yöntemi biliyorlarsa farklı araç ve gündemlerle dayatılıyor. Eko-politik ve askeri kurumlaşma anlamında batı emperyalizminin kanatları altına girmeyen, kendi topraklarını onlara kullandırtmayan ve İsrail'in bölge de sirayet edemediği düşmanları Suriye ile İran'a diz çökmeleri için hayâsızca saldırmaları adına BOP dedikleri projenin ana eksenini oluşturuyor.

El Kaide ve türevlerinin Suriye'deki varlığını özetini geçtiğimiz bölgesel gelişmelere bakarak değerlendirmeliyiz. El Kaide ne geçmişte ne bugün bağımsız siyasal hattı olan, İslami referanslarını kendi iradesine göre belirlemiş bir örgüt değildi. Aslında bunlara örgüt bile denemez. Hangi El Kaide sorusunun cevabını hangi istihbarat teşkilatının paramiliter silahlı gücü biçiminde çıkarımlara konu edilmeli. Kaotik, yatay ve dikey örgüt modellerine uymayan, enformatik sözcülerinin şaibeli kimlikleriyle 'fetvalar' verdiği cihadist çetelerin kullandığı bir ad, istasyon durağı diyebiliriz.

S- Suriye’yi yıkmak için Türkiye’nin desteklediği terör örgütleri Suriye planında başarılı olamayınca, Türkiye’ye yönelmeye başladı. Haberleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

C- Bizler bu verili duruma aylar öncesinden dikkat çekmiş, Suriye yenilgisinin akabinde çoğunluğu El Nusra ve İŞİD çeteleriyle bağlantılı silahlı unsurların zoraki Türkiye sınırına yöneleceğini yaptığımız haberlerle göstermiştik. Türkiye Dışişleri Bakanı, Suriye meselesinde milyar dolarlık yatırımdan bahsediyor. Bu yatırımın çok küçük miktarı insani nedenlerle kullanıldı. Ağırlıkla uluslararası organizasyon şebekeleriyle selefi militan akışını koordine etmek için yatırım yaptı. Militanlar Türkiye üzerinden Suriye'ye giriş- çıkış yaptıklarına göre sıkıştıklarında ilk kapağı atacakları ülke de Türkiyedir. Türk İstihbaratının kontrolündeki paravan kurum/dernekler aracılığıyla teröristlere sağlanan imkan ve olanaklar ortada. Üzülerek söylemeliyim ki Türkiye cihadist çetelerin lojistik üssüne dönüştürüldü. Suriye'de adları katliamlara karışmış, aranan terör çetelerinin liderleri Ankara ve İstanbul'da ağırlanıyor, lüks otellerin lobi salonlarında toplantılar düzenlemelerine göz yumuluyor. Hatta alenen paravan dernekler üzerinden El Kaide propagandası yapılıyor. Mezhebi fitne odakları bir ulusu ve inancı hedef alan nefret söylemleriyle 7/24 katliamlara övgüler dizebiliyor. Ölen El Kaideli teröristler için düzenledikleri temsili cenaze törenlerine bakmanız yeterli. Devlet hukuku bu bağlamda rehin alınmıştır. İleri de Türkiyeyi uluslararası arena da müşkül duruma sokacak terör irtibatlı 'yakınlık ilişkisi' mercek altına alınmalı, sorumluluğu olan idari ve adli makamlar soruşturulmalıdır.

Ayrıca örneklerine Cilvegözü ve Reyhanlı'da rastladığım şekilde bu paramiliter çeteler Türkiye halkı için büyük tehdit oluşturuyor. Sınırımızın öte yakasında binlerce militana ve gelişmiş silahlara sahip selefi- tekfiri çetelerin benzer saldırıları tekrar etmeyeceğinin garantisi yok. Aksine kendi yayın organlarında bildiriler yayınlatıp, Türkiye devletine şantaj yaparak tehditler savurduklarını biliyoruz. El Kaide bir bumerang'dır döner dolaşır sahibini vurur. Gözlemlerimize dayanarak şunu açıklıkla söylemeliyim; Türkiye halkının tüm manipülasyonlara rağmen savaş ve işgal karşıtı duruşu bunları rahatsız ediyor. Son dönemde Türkiye'nin 'fay hattı' olarak görülen mezhebi provokasyonlara zemin hazırladıklarını düşünüyorum. Artan oranda Alevi-Şiafobik söylemler kullandıklarını, bunun operasyonal yönelimin izdüşümü olduğunu söylemeliyim.



S- Türkiye’nin kendi beslediği bu terör hareketlerinin bugün Suriye’de başarılı olamayınca dönüp bizzat Türkiye’ye zarar vermesi nasıl karşılanıyor sizce?

C- Suriye'de her geçen gün hareket alanları daralan ve daha düne kadar kendilerine alenen destek veren komşu devletlerin ajandalarını gözden geçirmek durumda kaldığı El Kaide hücreleri 'yalıtılmışlık, aldatılmışlık' psikolojisiyle intikam eylemlerini Türkiye başta olmak kaydıyla Suriye'ye komşu devletlerin topraklarında gerçekleştirebilir. Zaten Lübnan ve Irak'ta bir süredir bu yönlü saldırılara imza atıyor. Tablonun pek görünmeyen parçasında ise Türkiye için oluşturdukları güvenlik sorunu var. Hükümet bu işten en az hasarla kurtulmanın hesaplarını yapıyor. Ama sanırım çok geç kalındı. Sadece Suriye'ye de El Nusra, İŞİD, Tevhid Tugayı, İslam Cephesi ve Muhacir ve Ensar Ordusu saflarında binden fazla aktif Türk vatandaşı militan var. Bir de bunları Türkiye'den organize eden derin odakların ülke sathında yaygın örgütlenme ağına dayanan silahlı unsurlarının varlığını göz önünde bulundurmalıyız. İşte bu durum kaygı yaratmış olmalı ki geçen hafta Türk İstihbarat kaynaklarına dayandırılan kritik önemi olan haber dolaşıma sokuldu. 47 ayrı silahlı selefi- tekfiri terör grubunun faaliyetlerinin Türkiye için ciddi tehdit oluşturulduğu açıklandı. Yeni Osmanlıcı dış siyasetin cazibesine kapılan Hükümet aklı Suriye savaşının başlangıcında (şimdi tehdit gerekçesi saydığı) çetelere kontrolsüz şekilde sınırları açmanın faturasını ödüyor. Son haberin kaynağı aslında AKP Hükûmetidir. Örtülü ifadelerle 'tehdit altındayız' mesajı veriyor.

S- Şimdi Türkiye kendi kazdığı kuyuya mı düştü? Attığı bumerang geri mi döndü?

C- Komşularla 'sıfır sorun' angajmanlı dil tutturup tüm komşularıyla problemli ve sıfır ilişkiye düşen Türkiye Hükümetinin 'stratejik kördüğüme' dönüşen bölge politikasını irdelediğimizde evet Türkiye kendi kazdığı kuyuya kendi düştü diyoruz. Sen bir başka devletin egemenlik haklarına fütursuzca saldırır, devletlerarası hukuka aykırı yönelimlere ev sahipliği yaparsan olacağı budur. Türk dış siyaseti kelimenin tam anlamıyla iflası yaşıyor. Kullanmaktan çok hoşlandıkları bölge liderliği, BOP Eşbaşkanlığı etiketli postu delik deşik edildi. Artık Türkiye Hükümeti bölgenin geleceğiyle ilgili karar vericilerin bulunduğu denklemin dışındadır. Bölgede (ironiktir ittifak halinde oldukları güçlerde buna dahil) güvenilmez, oryantalist adres olarak görülüyor. Şam'a gitme hülyaları gelinen aşamada kâbusa dönüştü. Dostu az, düşmanı çok bir yönetim modeline tekabül ediyor ''onurlu yalnızlılık' sendromları...

S- Türkiye’nin Suriye’de yaktığı bu ateşin bir gün kendisine de sıçrayacağını söyleyenleri Davutoğlu neden hiç dinlemedi?

C- Davutoğlu akademik kariyer sahibi olabilir ancak çok denklemli Ortadoğu siyasasına yabancı biri. Bölgesel okumaları klasik algıları aşmıyordu. Bir de unutmayalım; akıl tutulması anlamına gelen Yeni Osmanlıcılık garabetinin teorisyenidir kendisi. Realist değil, ütopik hezeyanlarla gelişmeleri doğru okumadı ve bu bağlamda Hükümeti'de zor durumda bıraktı. Davutoğlu'nu anlama kriptosu olarak sizinle şöyle bir anekdot paylaşayım. Suriye iktidarına dolayısıyla da Başkan Esad'a iki- üç ay ömür biçen Hükümete bu trajikomik öz güveni aşılayan Davutoğlu ve kurmay ekibidir. Aynı dönem de iktidara yakın çevrelerde elden ele dolaşan 'seyahat listesinin' fikir babası da Davutoğlu'dur. Seyahatin adresi Suriye'nin Başkenti Şam'dır. 'Şam Emevi Camisinde' yenilen Suriye'nin ruhuna 'El Fatiha' okunacaktı. Ankara Esenboğa Hava limanından kalkacak uçakta siyaset camiasından tutalım iş dünyasına kadar kimlerin yer alabileceğini tartışmaya açan Davutoğlu'nun aklıselime davet edenleri dinlemesini bekleyemezdik. Aykırı sesleri duymadı, duymak istemedi. Şimdi Necef'e, Kerbela'ya, Tahran'a ezik ruh haliyle ziyaretler düzenlemesi öğreticidir. Politik kredibilitesini tüketmenin en bariz örneğini sergiliyor.

S- Suriye’de faaliyet gösteren örgütlerin önde gelenleri arasında hangi örgütler vardır?

C- Bu sorunuza üç başlık altında cevap verebilirim. 1-) El Kaide bağlantılı selefi El Nusra Cephesi ve İŞİD bünyesinde hareket eden çeteler. 2-) ÖSO'nun Yüksek Askeri Konseyine bağlı çeteler. 3-) Müslüman Kardeşler teşkilatına yakınlığıyla bilinen ve bir süre önce kuruluşu ilan edilen İslami Cephe'ye bağlı çeteler. İrili ufaklı çok sayıda terör grubu faaliyet yürütüyor. Bunlar konjonktürel olarak yan yana gelebildikleri gibi alan hâkimiyeti söz konusu olduğunda acımasızca birbirlerini tasfiye etmekten de çekinmiyor. Önde gelenleri şöyle sıralayabiliriz; liderliğini Ebu-Muhammed El-Culani yaptığı Nusra Cephesi, liderliğini Ebu Bekir el-Bağdadi'nin yaptığı İŞİD, liderliğini Ahmet İsa eş-Şeyh ve Ebu Abdullah el-Hamavi'nin yaptığı İslami Cephe'dir. Ayrıca Türkiyeyi de yakından ilgilendiren; Tevhid Tugayı ( liderleri geçenlerde öldürüldü), Festakım Kema Umiret Tugayı, Cuhdullah Taburu, Ceyş el-Muhacirin ve el-Ansar , Suqur al-Sham, Suriye Şehitleri Tugayı, Azadi Partisi’ne bağlı Selahaddin Tugayı, Teyyar El Mustakbel-Kurden, Suriye Türkmen Ordusu, Faruk el-Şamal, Ahfad el-Resul Tugayı, Suriye Şehitleri Tugayı, Kuzey Kasırgası Tugayı, Fethellah Tugayı, El Nesir Tugayı vb.

S- Ferhat Aktaş kimdir?

C- 1981 İstanbul doğumlu gazeteci yazar Ferhat Aktaş devrimci demokratik alanda çalışmalar yürüttü. 2011 yılından bu yana Alevi Kürtlerin tarihsel ve sosyal meseleleriyle ilgili aktiviteler organize eden Koçgiri Platformu'nun sözcülüğünü yapmaktadır. Gazetecinin Orta doğu üzerine yayınlanmış onlarca yazısı bulunuyor. Taha Haber ve Genç Bakış Dergisi'nde güncel yazılar kaleme almaktadır. /Cesim İlhan